Ekşi Sözlük’te gezinirken denk geldiğim başlık: “bayramda kimseye mesaj atıp aramayan insan”. İlk bakışta tembellik, ilgisizlik ya da modern yalnızlığın bir tezahürü gibi duruyor. Ama biraz kurcalayınca, işin içinde sadece “üşengeçlik” değil, samimiyetle kurulan tuhaf bir gerilim var.
Çünkü kabul edelim: Bayram geldi mi görünmez bir görev listesi iner hayatımıza. Telefon rehberi bir anda yapılacaklar listesine dönüşür. Amcalar, teyzeler, eski iş arkadaşları, yıllardır konuşmadığın lise grubu… Ararsın. Açan olur, açmayan olur. Açana aynı cümleler: “Bayramın mübarek olsun, nasılsın, iyi bayramlar.” Bir noktadan sonra ses tonu otomatiğe bağlar. Duygu yerini reflekslere bırakır.
İşte tam burada bazı insanlar frene basıyor.
“Ben bunu yapmak istemiyorum” diyor.
Çünkü ona göre bu ritüel, olması gerektiği gibi yaşanmıyor. İçinden gelmediği halde aramak, mesaj atmak, hatta arayanlara bile “görev savar” gibi dönmek… Bunların hiçbiri sahici hissettirmiyor. Ve insan en çok sahiciliği kaybettiğinde yoruluyor.
Ama mesele burada bitmiyor.
Toplum dediğimiz şey biraz da alışkanlıkların, tekrarların, hatta yer yer zorunlulukların toplamı. O yüzden İbn Haldun’un ortaya attığı asabiyye kavramı bu tartışmanın tam ortasına düşüyor. Dayanışma, birlikte hareket etme, ortak duygu üretme hali…İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde ortaya attığı asabiyye, bir topluluğu bir arada tutan, dayanışma, bağlılık ve ortak hareket etme duygusudur. Devlet kurma gücünün temeli olan bu sosyal bağ, özellikle kan bağı (nesep) veya din/ideoloji (sebep) ile güçlenerek, bedevi toplulukların yerleşik hayata geçip medeniyet inşa etmesini sağlayan en önemli dinamik olarak görülür.
Bayramlar da bunun en basit, en gündelik tezahürü aslında.
Yani birini aramak, belki gerçekten içinden gelmiyor olabilir. Ama o arama, sadece iki kişi arasında değil; toplumun görünmeyen bağları arasında da bir hareket yaratıyor. Zincirin bir halkası gibi.
Fakat öte yandan, zincirin kendisi pas tutmuşsa?
Toplu mesajlar… “Tüm rehbere gönder” kolaycılığı… Altına ad-soyad eklenmiş, neredeyse resmi yazışma gibi duran kutlamalar… Bunlar sahiciliği değil, tam tersine mesafeyi büyütüyor. İnsan da haklı olarak diyor ki: “Bunun içinde ben yokum.”
Belki de bu yüzden bazıları tamamen çekiliyor.
Ne mesaj atıyor ne arıyor.
Bir tür sessiz protesto gibi.
Ama burada ince bir çizgi var: Samimiyetsizlikten kaçarken, tamamen kopmak. Asabiyyeyi korumak isterken, onu daha da zayıflatmak.
Çünkü herkes “ben yapmayayım, zaten sahte” dediği anda, geriye hiçbir şey kalmıyor.
Belki çözüm şurada:
Herkesi aramak zorunda değilsin. 20 kişilik listeyi tamamlamak gibi bir görevin yok. Ama gerçekten önemsediğin 2-3 kişiyi içinden geldiği gibi aramak… Kopyala-yapıştır mesaj yerine iki cümlelik özgün bir şey yazmak… Az ama gerçek temas kurmak.
Ne tamamen mekanik, ne tamamen kopuk.
Ortası.
Çünkü mesele bayram mesajı değil aslında. Mesele, birbirimize ne kadar “gerçekten” dokunduğumuz.






















Yorum Yazın
Facebook Yorum