Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) koordinasyonunda; üniversiteler, meslek odaları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla oluşturulan çok paydaşlı iklim platformu, 2026 yılında Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde ortak bir vizyon ortaya koydu. Antalya’nın iklim direnci, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve organizasyonel hazırlık sürecine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerin yer aldığı “COP31 Sivil Platformu Ortak Bildirisi”, düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı.
ANTALYA İÇİN ORTAK SORUMLULUK
Antalya kent merkezinde 28 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Özbek yaptı. Özbek, COP31’in Türkiye’de ve Antalya’da düzenlenecek olmasının önemli bir kazanım olduğunu belirterek, “Böylesine önemli bir organizasyona ev sahipliği yapacak olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu süreç, Antalya için ortak sorumluluk ve birlikte hareket etme gerekliliğini de beraberinde getiriyor.” dedi.
“ANTALYA ÇOK ÖNEMLİ BİR EV SAHİPLİĞİ ÜSTLENECEK”
COP31’in yalnızca kısa süreli bir organizasyon olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Özbek, “2026 yılında Antalya çok önemli bir ev sahipliği üstlenecek. Biz bu sürecin, şehrimize uzun vadeli katkılar sağlayacak şekilde değerlendirilmesini önemsiyoruz. Hazırladığımız metin, yalnızca bir niyet beyanı değil; aynı zamanda öncelikleri ve ihtiyaç alanlarını ortaya koyan somut bir çerçevedir.” ifadelerini kullandı.
ANTALYA İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT
Özbek, organizasyon sürecinde ulaşım, konaklama, güvenlik ve çevresel yönetim başlıklarında erken planlamanın kritik önem taşıdığını belirterek, Antalya’nın su kaynakları, tarım, kıyı alanları ve kentleşme gibi alanlarda iklim kaynaklı kırılganlıklarına da dikkat çekti. Bu sürecin, kentin uzun vadeli stratejik hedeflerini belirlemek açısından önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi.
ANTALYA’NIN STRATEJİK BİR DÖNÜŞÜM SÜRECİ
Toplantıda ortak bildiriyi ise ANSİAD İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası Başkanı Cem Arüv okudu. Bildiride, sivil toplumun COP31 hazırlık sürecinde aktif bir paydaş olması gerektiği vurgulanarak, yerel bilgi ve deneyimin uluslararası platformlara taşınmasının önemine dikkat çekildi. Bildiride, COP31’in Antalya için yalnızca küresel bir toplantı değil, aynı zamanda kentin geleceğini şekillendirecek stratejik bir dönüşüm süreci olduğu ifade edildi. Organizasyonun; Antalya’nın iklim direncini artırma, yeşil dönüşümünü hızlandırma, altyapı ve şehircilik kalitesini yükseltme ile sürdürülebilir turizm ve ekonomi modeline geçişi güçlendirme açısından eşsiz bir fırsat sunduğu kaydedildi.

ORTAK HAREKET ÇAĞRISI GELDİ
Bu fırsatın kalıcı kazanımlara dönüşebilmesi için merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket etmesi gerektiği vurgulandı. Antalya’nın bu süreçte örnek bir yönetişim modeli geliştirebileceği ifade edildi. Ortak bildiride, COP31’in başarıyla gerçekleştirilebilmesi için Antalya’nın organizasyon kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi. Bu kapsamda ulaşım ve trafik yönetimi, konaklama ve lojistik, güvenlik ve afet hazırlığı ile çevresel yönetim başlıklarında acil planlama yapılması gerektiği kaydedildi. Expo alanı ile şehir merkezi arasında yüksek kapasiteli ulaşım çözümlerinin hayata geçirilmesi, akıllı trafik sistemlerinin kurulması ve toplu taşımanın güçlendirilmesi önerildi.
İKLİM RİSKLERİNE GENİŞ YER VERİLDİ
Çevresel yönetim başlığında ise atık yönetimi, sıfır atık uygulamaları, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımının ön plana çıkarılması gerektiği ifade edildi. COP31’in düşük karbonlu ve çevre dostu bir organizasyon olarak planlanmasının önemine işaret edildi. Bildiride, Antalya ve Batı Akdeniz Bölgesi’nin karşı karşıya olduğu iklim risklerine de geniş yer verildi. Su kaynaklarında azalma ve kuraklık, aşırı hava olayları, kıyı erozyonu ve deniz seviyesi yükselmesi, tarım alanlarının risk altına girmesi, turizm sektörünün iklim hassasiyetinin artması ve orman yangınlarında yaşanan artış başlıca tehditler arasında sıralandı.
ALTERNATİF SU KAYNAKLARININ KULLANIMI
Bu risklere karşı bilim temelli, uzun vadeli ve entegre bir iklim uyum planının hazırlanmasının zorunluluk olduğu vurgulandı. Ortak bildiride ayrıca Antalya için öncelikli dönüşüm alanları da sıralandı. Su yönetimi kapsamında kayıp ve kaçakların azaltılması, alternatif su kaynaklarının kullanımı ve tarımda su verimliliğinin artırılması gerektiği ifade edildi. Enerji ve karbon azaltımı başlığında ise binalarda enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması ve yerel karbon azaltım hedeflerinin belirlenmesi gerektiği belirtildi.
TARIM ALANLARININ KORUNMA ÇAĞRISI
Sürdürülebilir turizm kapsamında düşük karbonlu turizm modeline geçiş, yeşil sertifikasyon sistemlerinin yaygınlaştırılması ve kaynak verimliliği uygulamalarının hayata geçirilmesi önerildi. Ekosistem ve tarım başlığında ise tarım alanlarının korunması, kıyı ve sulak alanların sürdürülebilir yönetimi ile kent içi yeşil alanların artırılması gerektiği ifade edildi. Dirençli kentleşme kapsamında iklim risklerine duyarlı imar planlarının hazırlanması, ısı adası etkisini azaltacak kentsel tasarımlar ve afetlere dayanıklı altyapı yatırımlarının hayata geçirilmesi gerektiği kaydedildi.
ANTALYA İÇİN HAYATİ BİR ÖNEM
Bildiride, COP31’in Antalya için bir vizyon projesine dönüştürülmesi gerektiği vurgulanarak, uzun vadeli “Net Sıfır Yol Haritası” hazırlanması çağrısında bulunuldu. Ayrıca COP31 sonrasında da devam edecek izleme ve uygulama mekanizmalarının kurulması gerektiği ifade edildi. Sonuç bölümünde ise iklim değişikliğinin artık yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir güvenlik meselesi olduğu vurgulandı. Turizm, tarım ve doğal kaynaklar açısından büyük öneme sahip Antalya için bu sürecin hayati bir önem taşıdığı ifade edildi.




























Yorum Yazın