Antalya’daki Falezler ve Karaalioğlu Parkının tartışması devam ediyor. Sivil Toplum Kuruluşları, Meslek Odaları ve Siyasi partilerde koruma statüsündeki falezler ve Karaalioğlu Parkı’na yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor. Muratpaşa-Konyaaltı hattındaki falezlerin, 06.09.2024 tarihli ve 32654 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 8949 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile "Kesin Korunacak Hassas Alan" statüsünden "Nitelikli Doğal Koruma Alanı" seviyesine düşürülmesi ve 8 Nisan 2026 tarihli Bakanlık Olur'u ile Karaalioğlu Parkı’nın da koruma statüsü "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı"na düşürülmüştü. Yapılaşmanın önünü açacağı tehlikesi ile karşı karşıya kalan iki gözde yer için, Antalya İl Koordinasyon Kurulu konuyla alakalı basın açıklaması gerçekleştirdi.

Antalya İl Koordinasyon Kurulu yaptığı açıklamada “Antalya kenti, milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin bir ürünü olan ve dünya çapında eşine az rastlanır bir doğal miras niteliği taşıyan traverten platoları ile bu platoların denizle kucaklaştığı eşsiz falez yapısı üzerine kurulmuştur. Kıyılar, ilk çağlardan bugüne kadar insanlar tarafından konut, ulaşım, ticaret ve turizm nedeniyle yoğun şekilde kullanılmış; bu sebeple vatandaşlarımızın kıyı alanlarından yararlanmasında "kamu yararı" ilkesinin gözetilmesi Anayasa’nın 43. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Ancak bugün Antalya’nın simgesi olan bu doğal yapı, hem hukuki statü değişiklikleri hem de sahada artan yapılaşma baskısı nedeniyle büyük bir tehdit altındadır.” ifadeleri yer aldı.
Yapılaşma vurgusu
Antalya İl Koordinasyon Kurulu tarafından yapılan açıklamada, yaklaşık 17 kilometre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğinde, oldukça dik yamaçlı bir yapıya sahip olan Antalya falezlerinin; barındırdığı eşsiz flora ve fauna değerleri nedeniyle koruma altına alınarak “Doğal Sit Alanı” ilan edildiği ve büyük bölümünde kesin yapı yasağı uygulandığı hatırlatıldı.
Açıklamada ayrıca, Muratpaşa–Konyaaltı hattındaki falezlerin, 06.09.2024 tarihli ve 32654 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 8949 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile “Kesin Korunacak Hassas Alan” statüsünden “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne düşürülmesinin; bölgede iskele, balıkçı barınağı, asansör ve benzeri yapılaşmaların önünü açabilecek tehlikeli bir süreci başlattığı belirtildi.
“Doğal habitat için ciddi tehlike”
Antalya İl Koordinasyon Kurulu açıklamasında, meslek odalarının açtığı ve Danıştay nezdinde devam eden hukuki süreçte hazırlanan bilirkişi raporunun; falezlerin jeomorfolojik olarak bir “ufalanma zonu” olduğunu ve bu alandaki her türlü müdahalenin hem doğal yapıyı bozduğunu hem de ciddi güvenlik riskleri taşıdığını ortaya koyduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca, bilimsel raporların; jeomorfoloji ve fauna açısından statü düşürülmesini destekleyen herhangi bir dayanak bulunmadığını gösterdiği, bölgenin ise nesli kritik derecede tehlike altında bulunan Akdeniz Foku ile Mısır Meyve Yarasası için hayati öneme sahip bir yaşam alanı olduğunun net biçimde ortaya konduğu ifade edildi.

“Kentin belleği konumundalar”
Antalya İl Koordinasyon Kurulu açıklamasında, kentsel bütünlüğü hedef alan ikinci bir statü değişikliği ve koruma zafiyetiyle karşı karşıya olunduğu belirtildi.
Açıklamada, 8 Nisan 2026 tarihli Bakanlık Oluru ile yalnızca falez bandının değil, Antalya’nın en önemli simgesel ve kamusal yeşil alanlarından biri olan Karaalioğlu Parkı’nın da koruma statüsünün “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” seviyesine düşürüldüğü ifade edildi.
Kurul, Karaalioğlu Parkı ve çevresinin jeolojik yapısı, falezler üzerindeki konumu, bitki örtüsü, fauna varlığı ve peyzaj değeri nedeniyle 1992 yılında I. ve III. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edildiğini hatırlatarak, “Bu alanı yalnızca sıradan bir rekreasyon alanı olarak değerlendirmek doğru değildir. Karaalioğlu Parkı; kentin belleğini, siluetini, kıyı ekosistemini ve kamusal yaşamını birlikte taşıyan çok katmanlı bir doğal ve kültürel mirastır” ifadelerine yer verdi.
Ortak değer aşınma vurgusu
Karaalioğlu Parkı’nın değerinin yalnızca tarihsel ve doğal özelliklerinden kaynaklanmadığını belirten Antalya İl Koordinasyon Kurulu, "Parkın geleceğine ilişkin olarak geçmişte açılan kentsel tasarım ve mimari proje yarışması, bu alanın Antalya için ne kadar önemli bir kamusal mekân olarak görüldüğünün de açık bir göstergesidir. Yarışmalar, kentlerin en değerli alanları için en nitelikli ve en katılımcı çözümleri üretmenin bilimsel ve demokratik araçlarıdır. Bu nedenle yarışma süreciyle ortaya çıkan ortak kamusal yaklaşımın ve mimari vizyonun göz ardı edilerek koruma statüsünün zayıflatılması, kent adına ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Yeni statü belirleme sürecinde kullanılan bilimsel ölçütlerin kamuoyuyla paylaşılmaması ve parkın ‘sürdürülebilir kullanım’ adı altında ticari işletme ile yoğun etkinlik baskısına açık hale getirilmesi, kentin bu ortak hafıza mekanının doğal karakterini aşındırma riski taşımaktadır." dedi.
Antalya İl Koordinasyon Kurulu aynı zamanda açıklamasında, yarışma projesiyle kamusal niteliği tescillenen bu değerli alanın bugün yasal boşluklardan yararlanılarak kaçak yapılar, işgaller ve eklenti binalarla doldurulduğu; kentin merkezindeki bu yeşil alanın adeta bir otoparka dönüştürüldüğü ifade edildi.
Açıklamada, park içerisindeki yapı ve betonlaşma yoğunluğunun artırılmasının kabul edilemez olduğu vurgulanırken, bölgede yükselen asansör inşaatlarının falezlerin morfolojik yapısına doğrudan zarar verdiği belirtildi.
Kurul ayrıca, kıyı işgallerine karşı kesilen ecrimisil cezalarının işletme sahipleri tarafından hukuksuzluğu meşrulaştıran bir “kira bedeli” gibi algılandığına dikkat çekerek, gecekondu görünümündeki kaçak yapıların, park bütünlüğünü bozan ticari eklentilerin ve “imar barışı” kapsamında korunan izinsiz yapıların ivedilikle tahliye edilmesi gerektiğini kaydetti.
Kentin belleği tehlikede!
Antalya İl Koordinasyon Kurulu, TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu olarak, bilimsel temellerden uzak bu statü değişikliklerinin derhal geri çekilmesini; falez kıyı bandındaki ve Karaalioğlu Parkı içerisindeki doğal dokuya aykırı, yarışma projesinin ruhunu zedeleyen tüm kaçak yapılaşmaların tavizsiz bir şekilde denetlenerek ivedilikle müdahale edilmesini talep ettiklerini ve Antalya'nın bu çok katmanlı doğal, mimari ve kültürel mirasını gelecek kuşaklara aktarmak adına yürütülen hukuki ve toplumsal mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini belirtti.








Yorum Yazın