Boksit ocağı suyu tüketecek
GÜNDEMTMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi Başkanı Mustafa Karancı, Antalya'nın Akseki ilçesinin Değirmenlik Mahallesi'nde planlanan boksit ocağı kapasite artışının yeraltı su sistemini felç edebileceğini söyledi.
Akseki ilçesi Değirmenlik Mahallesi mevkisinde bulunan boksit ocağı kapasite artışı projesine karşı jeoloji mühendislerinden uyarı geldi. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Antalya Şubesi Yönetim Kurulu adına açıklama yapan Şube Başkanı Mustafa Karancı, projenin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunun teknik bileşenleriyle incelendiğini ve bölgenin hidrojeolojik yapısı için geri dönülemez riskler barındırdığını ifade etti.
‘ÇALIŞMA ALANI 1295 KAT BÜYÜTÜLECEK’
Projenin ölçeğine dikkat çeken Mustafa Karancı, mevcut çalışma alanının devasa bir artışla karşı karşıya olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı: "Projede mevcut 0,26 hektarlık çalışma alanının yaklaşık 1295 kat büyütülerek 340,9 hektara çıkarılması ve yıllık üretimin 33,8 milyon tona ulaşması planlanıyor." Karancı, asıl belirleyici faktörün üretim miktarından ziyade, uygulanan yöntemin yeraltı suları üzerindeki yıkıcı etkisi olduğunu belirtti.
KAZILAR YERALTI SU SEVİYESİNİN ALTINA İNECEK
Sahada yapılacak açık ocak işletmeciliğinin yeraltı su seviyesiyle doğrudan temas edeceğini ifade eden Karancı, "Her iki ocakta da kazıların yeraltı su seviyesinin onlarca metre altına ineceği anlaşılmaktadır. Bu durum, işletmenin sürdürülebilmesi için yoğun bir susuzlaştırmayı zorunlu kılacak ve doğal hidrojeolojik dengenin bozulmasına yol açacaktır" dedi. Bölgedeki su seviyesinin 1147–1155 metre kotlarında olduğunu hatırlatan Karancı, kazıların 950 metre kotuna kadar inecek olmasının su kaynaklarını doğrudan etkileyeceğini belirtti.
‘TEHLİKE MANAVGAT IRMAĞI’NA ULAŞABİLİR’
Bölgenin hassas jeolojik yapısına değinen Karancı, Değirmenlik ve çevresinin ileri derecede ‘karstlaşmış’ bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Bu durumun riskleri geniş bir coğrafyaya yaydığını belirten Karancı, şu ifadeleri kullandı: "Yeraltı suyu, klasik anlamda homojen bir akiferde değil; düdenler, çatlaklar ve yeraltı kanalları boyunca hareket etmektedir. Bu nedenle bu alanda yapılacak her müdahalenin etkisi, yüzeyde görülenin çok ötesine geçerek geniş bir coğrafyaya yayılmaktadır."
Karancı, boya izleme çalışmalarının bölgedeki suların bir kısmının Manavgat Vadisi’nde yeniden yüzeye çıktığını kanıtladığını hatırlatarak, "Yeraltı su yollarının değişmesi, yerleşim yerlerini etkilemesi, kaynak debilerinin azalması veya tamamen kuruması ve bu etkinin Manavgat Irmağı’na kadar uzanması ihtimali bulunmaktadır" uyarısında bulundu.
‘ÇED RAPORUNDA BİLİMSEL ÇELİŞKİ VAR’
Hazırlanan ÇED raporundaki teknik eksikliklere ve çelişkilere de değinen JMO Antalya Şube Başkanı Karancı, raporun sonuç bölümü ile verilerin uyuşmadığını öne sürdü: "Nitekim ÇED raporunda yer alan hidrojeolojik modelleme çalışmalarında dahi, Değirmenlik Kaynağı’nın beslenim alanının bölgesel ölçekte olduğu ortaya konulmasına rağmen, raporun sonuç bölümünde 'yeraltı sularına olumsuz etki olmayacaktır' şeklinde bir değerlendirme yapılması ciddi bir bilimsel çelişki oluşturmaktadır."
‘KORUMA ALANLARI HENÜZ TANIMLANMADI’
Hukuki ve teknik bir boşluğa da dikkat çeken Karancı, "Değirmenlik Kaynağı ve bölgedeki içme suyu kuyuları için mevzuat gereği belirlenmesi zorunlu olan mutlak, birinci ve ikinci derece koruma alanlarının henüz DSİ tarafından tanımlanmamış olması da önemli bir eksikliktir" diyerek bu alanlar belirlenmeden karar verilmesinin riskli olduğunu ifade etti.
‘EKONOMİK KAZAN DEĞİL DOĞA GÖZETİLMELİ’
Madencilik faaliyetlerinin ülke ekonomisi için gerekliliğini kabul ettiklerini ancak çevresel değerlerin korunması gerektiğini söyleyen Mustafa Karancı, açıklamayı şu sözlerle noktaladı: "Madencilik faaliyetleri ülkemiz için gerekli ve kaçınılmazdır. Ancak bu faaliyetler yalnızca ekonomik kazanç odaklı değil, kamusal yarar, çevresel değerler ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği gözetilerek yürütülmelidir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi olarak beklentimiz; bu projenin mevcut haliyle ilerletilmemesi, yeniden değerlendirilmesi, karst hidrojeolojisine uygun detaylı çalışmaların yapılması ve Devlet Su İşleri tarafından koruma alanları belirlenmeden herhangi bir karar verilmemesidir. Aksi halde geri dönüşü mümkün olmayan çevresel ve toplumsal sonuçlarla karşı karşıya kalınacağı açıktır."
İlginizi Çekebilir